8 Ocak 2013 Salı

Konuşamıyorum, ama :)))

Henüz 2 yaşında, konuşmakta gecikti, ancak tüm harfleri, rakamları ve renkleri tanıyor Atalay :) Renkler ve rakamların tümünü Türkçe ve Rusca sorunca hemen gösteriyor, yani her iki dilde de gayet iyi biliyor...
Tüm harfler derken ise Kiril alfabesindeki tüm harfleri, hangisini sorarsanız hemen gösteriyor tereddüt bile etmeden. Yıllarca kiril alfabesiyle çalışmama rağmen hala tam olarak ayırt edemediğim sesleri (harfleri) bir hamlede gösteriyor. Sanmayın Türkçe gibi kolay olduğunu, mesela : yo, ya, ye, yu gibi dört farklı 'y' harfi ve okunuşu var, mesela : kuyruk gelirse şe diye okunan harf kuyruksuz olursa şa okunabiliyor, çok zor çok... Harfleri bizdeki gibi açık da okumuyorlar Bee,Cee vs. gibi, sadece ses çıkarıyorlar Bı, Sı, Jı vb. gibi. Annesi sağolsun hepsini öğretmiş, ya ana (anne) dilini okuyamazsa paniğiyle :)
Demek herşeyi minikken öğrenmek gerek, ne kolay onlar için. Latin harflerini hiç öğretmedim ve söylemedim, nasılsa öğrenecek onları Türkiye'de yaşadığı için, aklını karıştırmanın alemi yok, daha çok minik...
Ama henüz konuşamayan bir çocuğun tüm bunları bilmesi çok ilginç geldi bana, sanırım konuşmaya başlarken okumaya da başlayacak aynı zamanda :P



Bilmeyene işte harfler, amanınnnn :)))

30 Aralık 2012 Pazar

Büyüyorum, 2 yaşımdayım :) 12.12.12

Atalay'ım, 2. yaşında oldu bile, hemde çok özel bir tarihte : 12.12.12 :) Bu sene, arkadaşsız, aile arasında kutladı Atalay yaşgününü, konsepti annesi seçti : 'Luntik' , Ukrayna asıllı, mor renkli bir kahraman, sanırım uzaylı :P 
İşte LUNTİK bu...
Konsepte uygun süsleri hazırlama işi bana aitti :)
Pastayı da By Ivan'da hazırlattık her zamanki gibi... Anne-babamızın düğün pastaları ve 1. yaşgünü pastamızı da burada hazırlatmıştık, meşhur beyaz çukulatalı ve çilekli pastasından...
Yaş gününe, anne, baba, babaanne, dede, nine, büyük dayı, büyük amca ve büyük yenge katıldı...
Mumu üfleyip, alkışları ve iyi dilekleri aldı :)
Hediyelerini açtı, oynadı,
Fotoğraflar çektirdi,
veee, bir yaşgününü de böylece bitirdi :)))
Nice güzel yaşlara Atalay'ım....

12 Eylül 2012 Çarşamba

Hayvanlarla İlk Tanışma...

Atalay,  Darıca Hayvanat Bahçesinde, sadece kitaplardan ve oyuncaklardan bildiği, gördüğü bir sürü hayvanla tanıştı ilk defa...
Yıllar önce babasını götürdüğümüz Darıca Hayvanat Bahçesine bu kez Atalay'ı götürdük dedesiyle beraber. Zürafa, maymun, at, eşek, kaplan, ayı, deve, zebra ve hatta kanguru dahil bir sürü hayvanla tanıştı ve çoğunu da tanıdı :) Tanımasına şaşırdım, boyut kavramı yoktur, küçücük gördüklerini (oyuncaklardan ötürü) tanıyamaz diye düşünmüştüm ama tanıdı valla :) Çok da neşelendi, keyiflendi. Hayvanat Bahçesinde kısa bir tur yaptık, büyük turu anne-babasıyla yapsın artık...
Evdeki çok sevdiği hayvancıkları :)
Babunların kafesinin önünde...
Arkada Kaplan var...
Maymunların önünde :)
Tam fotoğraf çekmeye başlamışken cep telefonumun şarjı bitti ve kapandı, sadece üç fotoğraf çekebildim :( Bir dahaki sefere artık...

1 Eylül 2012 Cumartesi

Denize de girdik beraber...

Atalay ilk defa derin denizlere girdi ve milli oldu sonunda... Ağustosun son günlerinde, havalar daha soğumaya başlamadan tekneyle Heybeli ada kıyılarına demir attık veee... Anne - babayla cuuup derin denizlere daldı Atalay, kırk yıldır denizlere giriyormuş gibi, en ufak bir yadırgama olmadan, keyif çığlıkları atarak, kah annesine, kah babasına tutunarak bir güzel deniz keyfi yaptı :)
Aslında tekneye de ilk binişiydi, ilk anda bastığı ve oturduğu yerin bu kadar sallanması rahatsız ettiyse de çok kısa sürede ona da alıştı ve aşağı yukarı inip çıkmaya ve etrafı araştırmaya girişti hemen...
Atalay'ın teknedeki ilk anları ve 'bu ne böyle' bakışları...
Cuuup, Atalay denizde...
Atalay'ın denizdeki mutluluk çığlıkları :)))
Denizden çıktıktan sonra babaanne ile üzüm yiyor...
Anneyle,
ve babayla...
Tekneye ve denize adaptasyonunu tamamladıktan sonra 'bu alet nasıl çalışır acaba ?' araştırmalarına girişen Atalay :))) 

1 Temmuz 2012 Pazar

Atalay Ukrayna'da...

Atalay, ilk defa anne tarafı memleketini ziyarete gitti...
Ukrayna'da hazırlıklar haftalar öncesinden başladı, yatağı, puseti hazırlandı önden, rahat etsin diye... Kolay değil minik torunları Atalay ilk defa geliyordu evlerine. Tabi İstanbul'da da gidiş hazırlıkları yapıldı.
Sonunda, 18 Mayıs'ta, Atatürk Hava Alanı'ndan, babamız, annemizi ve Atalay'ı Odessa'ya doğru yolcu etti... Odessa'dan Atalay'ın teyzesi ve büyük kuzeni karşıladı, hemen Kherson'a doğru yola çıkıldı tekrar. Toplam 10 saatlik bir yolculuktan sonra  anneanne ve dedenin evine varıldı :)))
İlk günler alışma günleri oldu Atalay için, en başta odası ve yatağına alıştı (biraz zor oldu ama oldu sonunda), dil bile değişik geldi onun için, sadece annesinden duyduğu ruscayı herkesin konuşması şaşırttı onu ilk günlerde, ama sonra dile de alıştı :)))
Anneanne Nina...
Dede Anatoliy...
Kuzen Polina...
ve kuzen Kril...
Hepsiyle, çok güzel üç hafta geçirdi...
Biz de burada gün saydık tabii :)) Ama, ağzımızı açıp tek kelime etmedik, çünkü Atalay'la birlikte olmayı dört gözle bekleyenlerin kulağına gider de çok ayıp olur diye, her dakikamızı birlikte geçirebileceğimiz mesafede olabilmenin bizler için ne büyük nimet olduğunu bildiğimizden dolayı, şükürler olsun, gurbetlik zor işmiş :)))

31 Mart 2012 Cumartesi

Bahar Geldi Çiçek Açtı...

Dağ ormaaan, farkımız yok kırda uçan kuşlardaaan...
Yalancı, malancı, geldi işte bahar, arada kar, yağmur yağacak olsa da bitti kocaaa kış...
Sevmiyorum kışı ne yapayım, evlere, kapalı yerlere tıkılmayı sevmiyorum, havasız kalmayı sevmiyorum, hava almaya çıktığımda üşüyüp titreyerek eve geri koşturmayı sevmiyorum..
Atalay'ı kaptığım gibi attım kendimi dışarı, parklara, bahçelere, sahillere, Atalay'da babaanneye benzemiş kapalı yerlere sokamıyoruz şimdilerde, ağlıyor valla :)))


Ohhhh, o mutlu, ben mutlu :)))

15 Şubat 2012 Çarşamba

Yürüyorum, yürüyorum ...

Epey düşünüp taşındıktan ve ufak tefek denemelerden sonra sonunda kararını verdi ve yürüdü Atalay :)))
13.5 aylık, epey uzun sürdü cesaretlenmesi, ama bu işin de üstesinden geldi sonunda. Yürrrüüü be koçum kim tutar seni :)))
Bu arada yürüme işi hallolduktan sonra, konsantrasyonunu muzurluk işlerine yönlendirmeyi de ihmal etmedi tabi :)